|
13
SAFER 1429 MAHMUD ES'AD COŞAN (Rh.A.)
YÂD GÜNÜ PROGRAMLARININ SES DOSYALARI |
|
İlim, fikir ve
gönül adamı Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (Rh.A.) Hocaefendi,
doğumunun hicri 72. yıldönümü olan 13 Safer / 20 Şubat Çarşamba
günü sevenleri tarafından anıldı.
M. Es’ad Coşan Hocaefendi, AKRA FM’de 15 farklı programdan
oluşan yoğun bir yayın akışıyla, ikindi namazını müteakip
Eyüp’teki kabirleri başında, akşam namazından sonra ise
İskenderpaşa Camii’nde özel programlarla yad edildi.
AKRA
FM,
Hakk’a yürüyen zat-ı muhteremlerin, Mevlid Kandili’nde
olduğu gibi Hicri doğum günlerinde yâd edilmelerini gelenek
haline getiriyor. İlki geçen yıl gerçekleştirilen ve bu yıl
devam eden hicri doğum günlerindeki anma programlarına yoğun
ilgi gösteriliyor.
20. yüzyılın önemli mürşidi kamillerinden günüler sultanı
Mehmed Zahid Kotku (Rh. A.) Hocaefendi’nin, doğumlarının
hicri 114. yılı olan 30 Muharrem 1429 (8 Şubat
2008) Cuma günü çeşitli programlarla yad edilmesinin
ardından, büyük alim ve mutasavvıf Mahmud Es’ad Coşan
Hocaefendi de yine doğumlarının hicri yıldönümünde
sevenlerince anıldı.
M. Es’ad Coşan Hocaefendi, 14 Nisan 1938 Perşembe
günü dünyaya geldi. Bu tarihin Hicri takvime göre karşılığı
13 Safer 1357’dir. Hicri 1429’deabulunmamız dolayısıyla bu
yıl M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin doğumunun hicri 72.
yılıdır.
Akşam namazını müteakiben İskenderpaşa Camii’nde gerçekleştirilecek programda ise Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan, Es’ad Coşan Hocaefendi’nin “Kur’an’ı Kerimi Anlama ve Ahkâmını Hayata Geçirme” konusundaki tavsiyelerinden bahisle Hocaefendiyi anlatan bir konuşma gerçekleştirdi.
 |
Ummandan İnciler Yâd Günü Özel
M. Zâhid Kotku Hocaefendi’nin kendi sesinden Ummandan İnciler’de “Cennet Ehli Alimler” konulu sohbet dinleyenlerin istifadesine sunuluyor.
|
|
Hadisler Deryası Yâd Günü Özel Sohbeti
Merhum M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin 12 Ağustos 1982 tarihinde yaptığı “Kuran-Kerim’e Bağlılık ve Bildiklerini Tatbik Etmek” konulu sohbeti dinleyicilerin istifadesine sunuluyor. |
|
MEC Yâd Günü Özel Sohbeti
Merhum M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin 26 Nisan 1992 tarihinde yaptığı “Kur’an-ı Kerimi ve Sünnete Bağlılığımız ve Tasavvuf” konulu sohbeti dinleyicilerin istifadesine sunuluyor. |
|
Gerçek Sağduyu Sahipleri
İdeal bir insanda bulunması gereken vasıflar özetlenerek anlatılıyor. |
|
|
Tarihten İzler Yâd Günü Özel
M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin hayatı kronolojik olarak dinleyicilere sunuluyor. |
|
|
İrfan Saati Yâd Günü Özel
Ayşe ve Esra Engin’in hazırlayıp Büşra Ünsal’ın sunduğu programda merhum M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin hayatı ve fikirleri anlatılıyor. Programda, hizmet ederken dikkat edilmesi gereken hususlar, Müslümanlara düşen vazifeler anlatılıyor. |
|
|
Başmakaleler Yâd Günü Özel
Merhum M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin Başmakaleler-1 adlı eserinden “Tebrikler, Teşekkürler, Dilekler” ve “Daha Çok Dikkat, Daha Çok Gayret ve Himmet” adlı makaleleri seslendiriliyor. |
|
|
MEC Yâd Günü Özel Program- 1
Serpil Özcan’ın hazırlayıp Erol Eren ve Yunus Asım Aksoy'un sunduğu programda merhum M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin “Kur’an-ı Kerim’e Bağlılık ve Hayatımızda Kur’an-ı Kerim’in Yeri” hususundaki söylemlerine yer veriliyor. |
|
|
Şen Haneler Yâd Günü Özel
Selma Gözkükara’nın hazırlayıp sunduğu programda merhum M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin, ailece Kuran-ı Kerim’e bağlılıkla ilgili yazıları dinleyicilerle paylaşılıyor. |
|
|
Çiftlikten Sofraya Yâd Günü Özel
Veteriner Hekim Erhan Bağ’ın ev sahipliğinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Bayıroğlu’nun konuk olduğu programda, Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin doğal beslenme ve sağlıklı yaşamla ilgili görüşleri anlatılıyor. |
|
|
MEC Yâd Günü Özel Program- 2
Serpil Özcan’ın hazırlayıp, Erol Eren ve Emrullah Uzun’un sunacağı programda, merhum M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin eserlerinde yer alan şairlere ve şiirlerine yer veriliyor. |
|
|
MEC Yâd Günü Özel Program – 3
Dr. Hür Mahmut Yücer'in ev sahipliğinde Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan’ın katıldığı söyleşi programında, “Kur’an’ı Kerimi Anlama ve Ahkâmını Hayata Geçirme” konusundaki tavsiyelerinden bahisle Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi anlatılıyor. |
|
|
Yolumuzu Aydınlatanlar Yâd Günü Özel
Peygamber Efendimiz (SAS)’den günümüze ulaşan Altın Silsilenin 40. halkası olan M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin hayatı anlatılıyor. |
|
|
Altın Silsile Yâd Günü Özel
Peygamber Efendimiz (SAS)’den, manâ ışığını Altın Silsileyle çağlar boyu taşıyan önderlerin hayatlarından ve bıraktıkları izlerden kısa bilgilerin yer aldığı program, belgesel tadında dinleyicilere sunuluyor. Programda M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin kısa hayatı da yer alıyor. |
|
|
YÂD GÜNÜ HATİM DUASI
İskenderpaşa Camii’nde yâd günü akşamı, Türkiye ve dünya genelinde okunan hatimler ve tesbihatlar için yapılan hatim duası |
|
|

YÂD
Belgeseli: Prof. Dr. M Es'ad Coşan (Rh.A.) Hocaefendi

ÇANAKKALE 14 Nisan 1938/13 Safer 1357
AVUSTRALYA 4 Şubat 2001/10 Zilkade 1421
Mahmud Esad Coşan Hocaefendi:
"Bir insanın rızkı, eceli, nerede öleceği, bu Allah'ın hep bildiği,
yazdığı kader, mukadderat, alnının yazısı yani.. Hindistan’da ölmeyi
murat etmişse, Hindistan'dan bir davet çıkar oraya gider. Şimdi ben,
coğrafya kitaplarında görüyordum Avustralya'yı.. Ne param yeter, ne
aklımın köşesinden geçer Avustralya'ya gitmek.. Bizi oradaki
arkadaşlarımız çağırdılar, aman hocam konferans var üniversitede,
eğitim var, seminer var, bilmem ne.. Gelemem edemem, kalkıyor
gidiyor insan oraya.. Eceli oradaysa, diyecekler ki, - Es’ad Hoca
Avustralya'ya gitti, işte vefatı oradaymış.."- mesela diyecekler,
öyle olacak. Allah cümlemizi sevdiği bir kul olarak, sevdiği bir işi
yaparken, hayır üzerindeyken canımızı alsın.
Dünyayı kucaklayan vizyonu ve sınır tanımayan
hizmet aşkının son olarak Avustralya'ya yönlendirdiği Prof. Dr.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi, dünyanın bu öteki yüzünde, 4 Şubat
2001 günü vefat etti. Son 4 yılını diğer ülkelerin yanı sıra
özellikle bu topraklarda, "bakir hizmet alanları"
diye nitelediği Avustralya'da geçirmişti. İlk defa 1984 yılında
geldiği ve geçen süre içinde, çölleri de dahil olmak üzere ayak
basmadık bir yer bırakmadığı bu uzak topraklarda, hem gurbette
yaşayan vatandaşlarının hem de yerli halkın gönüllerini imar edecek
hizmetler peşindeydi.Konferanslar, sohbetler, kültür merkezleri,
mescitler...
Son edeplerinden biri her ay bir cami açılışı idi. Çok amaçlı
yapılar olmasını arzu ettiği camilerin mimarileriyle de yakından
ilgili idi. "Brisbane - Eagleby Kotku Camii' nin minberinin tasarım
ve yapımını da bizzat gerçekleştirmişti. Ve bir nükte ile
bitirmişti sözlerini.. Vefatından tam 3 gün önce idi:
"Hocamızın eseridir diye ziyaret edilebilir."
4 Şubat günü de Dubbo'dan Griffith'deki Kotku
Camii'nin çalışmalarını yerinde incelemek için çıkmıştı yola..
Avustralya saatiyle 11:00, Türkiye saatiyle 04:00 sıralarında
gurbette vuslata erdi.
Cenaze namazı Sydney Gelibolu Camii'nde kılındı. Naaşı 7
Şubat'ta Türkiye'ye uğurlandığında, yüz binler hazırlanmıştı
kendisini karşılamaya...
9 Şubat Cuma günü Fatih Camii'nin avlusu saatler öncesinden
dolmuş, cemaat Fevzi Paşa ve Malta caddesine kadar uzanmış, Haliç
tarafında ara sokaklara taşmıştı. Benzer bir kalabalık da Eyüp
Sultan Camii'nde toplanmıştı cenazeyi karşılamak için..İnsan seli
eşliğinde 3 saatin sonunda ulaşılabildi Eyüp Sultan'a..Medine'den
İstanbul'a taşınan heyecanı, dünyanın öteki yüzüne götürmüştü.
İslam Kültür ve Medeniyeti'nin çağdaş temsilcisi kimliğiyle,
Eyüp Sultan'ın komşuluğuna tevdi edildi. Türkiye'nin geniş bir
özeti olarak her kesimden insan sevginin, dostluğun ve kardeşliğin
gücünü gösterdi. Bu kaybın sızısını yüreğinde hisseden milyonların
temsilcisi olarak, yedi iklim dört bucaktan gelen yüz binler
buluştu cenazesinde.. Bu manzara, kuşatıcılığının,
birleştiriciliğinin, fikirlerinin benimsendiğinin ifadesi idi.
Diktiği fidanların meyveye, ektiği tohumların ürüne dönüştüğünün
göstergesi idi.
Mevlana coşkusunu, Yunus sevgisini, Yesevi öncülüğünü
hayatımızın gerçeğine dönüştüren Mahmud Es’ad
Coşan Hoca Efendi'nin, bu dünyadaki yolculuğu 63 yıl önce
başlamıştı.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi:
"1938 yılında Çanakkale'de doğdum. Ailemiz Çanakkale'ye
Buhara'dan gelmiş. Annem ve babam birbirleri ile akraba
çocuklarıdır. Bizim ailemiz Peygamber Efendimiz'in (S.A.V) soyundan
imiş.. Buhara'ya Hicaz'dan gitmişler demek ki.. Oradan da
Osmanlılar'ın devleti esasında, Çanakkale'ye gelmişler. Öyle bir
ailedeniz biz. Ben 3 yaşındayken babam Hafız Necati, bizi okutmayı
çok istediği için Çanakkale'den aldı İstanbul'a getirdi ve ben bütün
tahsilimi İstanbul'da yaptım.
Küçük yaşından itibaren ahlaken ve ilmen saygın
bir çevrede büyüyen Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi, Eminönü
Vezneciler İlkokulu'ndan 1950'de mezun oldu. Vefa Lisesi orta
kısmına kaydının yapıldığı o yıllarda, babasıyla birlikte Abdülaziz
Efendi'nin meclislerine devam etti.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi :
"Tekke hayatı içinde yetiştik ilkokuldan beri ve bir
tekkenin dervişi olmanın, zevkini, sefasını, rahatını, manevi
huzurunu, kardeşlik duygusunu, ahbaplığı, edebi, ahlakı çok güzel
gördük".
1952'de Abdülaziz Efendi'nin vefatından sonra
İstanbul'a gelen Mehmet Zahid Efendi'nin irfan meclislerinde
başlayan yeni dönem, bir ömür boyu baba-evlat, halef-selef olarak
sürdü.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi :
"Ben ortaokuldayken kendisinin meclislerine babamın peşinde, babamın
elini tutup, eteğini tutup, onun yanında giderdim. O zaman
Zeyrek'te Ümmü Gülsüm Camii'nde imamlık yapmaktaydı. Cumartesi
günleri caminin arkasındaki yüksek odada sohbetler olurdu, -Sen
hazırlan, sen konuş- filan diye söylerdi Hocamız.. Bize de arada
iltifat buyururdu. -Sen de hadi bakalım filanca hadisteki şu mana
nedir, ona hazırlan- gibi boyle işaretleri olurdu."
Vefa Lisesi'nin orta kısmını 1953'te, lise
kısmı fen kolunu da 1956'da bitirdi. Üniversite son sınıfta
kendisini damatlığa seçen Mehmed Zahid Efendi'nin isteğiyle,
zamanında geçerliliği olmayan geleceği de meçhul bir bölüme, 1956'da
kayıt yaptırdı.
Mahmud Esad Coşan Hocaefendi :
"Üniversite, İstanbul Edebiyat Fakültesi .. Benim mezun
olduğum bölümü, Arap Dili ve Edebiyatı, İran Dili ve Edebiyatı
bölümüdür. Tabi, İslam Tarihi, Sanat Tarihi bölümlerini de
bitirdim.
Ben de öyle bir mühendis olayım diye düşünüyordum. Hatta kendim
tayyare mühendisi olmayı istiyordum. O zaman uçağa tayyare
deniliyordu. Ama o kadar memnunum ki, Allah'ın bana böyle öğrettiği
ilimlerden.."
Devrin seçkin simalarından da özel ders alan
Hocaefendi, hocalarının takdirini kazanmış, üniversiteye girmesi
tavsiye edilmişti. Mezun olduktan sonra, 31 Aralık 1960'da, Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Klasik Dini Türkçe Metinler
Kürsüsü’ne asistan olarak girdi.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi :
"1960 yılında, bizim profesörümüz Ahmet Ateş Bey, beni
ısrarla üniversitede kalmaya teşvik etti. —Yanımda benim kadrom yok
ama senin mutlaka üniversitede kalman lazım - dedi. Annemden,
babamdan ve İstanbul'daki muhitimden kopmuş olarak gitmek
istemiyordum.
Ankara İlahiyat Fakültesi'nde Hocamızın emri ile ve -dönerin
böyle dönerek ateşin karşısında yavaş yavaş pişirilmesine
benzetiyorum kendi halimi- Hocamız bizi savurdu Ankara'ya..
Ankara'ya gittik. Orada bize İlahiyat Fakültesi'nde bu dini ilimleri
öğrenme fırsatı çıkmış oldu, onların himmetiyle…"
1960-1962 yıllarında, fakülte yayın kurulunda
sekreterlik görevinde bulundu. 1965'te 15. yy şairlerinden
Hatipoğlu Muhammed ve Eserleri konulu teziyle İlahiyat doktoru
oldu. İlahiyat Fakültesi'nin yanında 1967-1968 yıllarında, Ankara
Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksekokulu'nda, 1977-1980'de
Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi'nde, "Türk Dili ve
Hümaniter Bilgiler " dersini okuttu.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi :
"Çeşitli müesseselerde hocalık yapmaya çektiler yaka paça..
Bir tanesi Yükseliş Mimarlık Mühendislik Özel Yüksekokulu.. Yani
mimarlara, mühendislere Türkçe ve Hümaniter Bilgiler dersi
hocalığı...
Zorla, yani ben reddettim. Geldiler, müdürler vesaireler. -Biz
dediler reddini falan kabul etmiyoruz. Sen bu vazifeyi yapacaksın.
Bunun sebebi filan var - dediler. Anlıyorum ki, sebebinin
arkasındaki sebep de, Hocamızın himmeti imiş. Bizi böyle bu vazifeyi
yapacağız diye, demek ki biraz kompozisyon öğren, hitabet öğren
filan diye, başkasına öğretmek bahanesiyle öğrenelim diye demek o
tarafa sevketmiş Hocamız... Ben öyle hissediyorum yani, işi aslı
öyle gibi geliyor bana.
Sonra, Sakarya Mühendislik'te aynı konularda, Türk Dili ve
Kültürü hocalığımız oldu senelerce…
Askerliğini, 1971-1972 yıllarında, İstanbul
Tuzla ve Ağrı Patnos'ta yedek subay olarak tamamladı. Askerlik
görevi devam ederken 27 ve 30 Kasım 1972'de, doçentlik imtihanına
girdi.
Mahmud Esad Coşan Hocaefendi :
"Fakültedeki konum Türk-İslam Edebiyatı
idi. Ve Hacı Bektaşi Veli Efendimiz'in Makalat'ı da, Anadolu'daki
Dini Türk Edebiyatı'nın ilk çağlarına ait nadir ve çok önemli
misallerinden birisi idi. Dil bakımından çok önemliydi. Ayrıca
muhteva bakımından, yani içerdiği konular bakımından önemliydi.
Ayrıca, yazarı yönünden çok sevilen bir kimsenin eseri olması
bakımından önemliydi. Ben de bu kadar büyük kitleleri ilgilendiren
bir şahsın hayatını kendim doçentlik tezi olarak almıştım. Ondan
önceki çalışmalarımda da, doktora çalışmalarımda da konunun içine
girmiştim. Konu benim önüme Allah tarafından getirilmişti. Çünkü,
doktora tezimin mevzuu içinde karşıma çıkmıştı, oradan dikkatim ona
çekilmişti. Demek ki Allah tarafından bu konu üzerinde çalışmak
kaderde varmış diye düşünüyorum. Kendi şahsi düşüncem böyle...
Bendeniz Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri'nin (KS) hayatını
araştırmak için, o kadar gayret ettim ki, yani mezar taşlarını bile
aradım. O devirden kalma ah bir kitabe bulsam, ah bir yeni şey
çıkarsam ortaya, yepyeni bir şey...
Hiçbir alimin sözünü o öyle söyledi diye almadım kendim.
Köprülü öyle demiş. İsmail Hikmet Ertaylan böyle demiş. Ordinaryüs
Profesör falanca şöyle demiş, İngiliz müsteşrik şöyle demiş.
Hepsinin neden acaba böyle dedi, doğru mu yanlış mı diye hepsinin
araştırmasını yaptım. Kabirlerde araştırma yaptım, mezar taşlarında
araştırma yaptım, kütüphanelerde araştırma yaptım. Hacı Bektaş-i
Veli kasabasına da gittim. "
Hacı Bektaş-i Veli Makalat isimli çalışmasıyla
asırlık problemlerin kalıplaşmış fikirlerle değil, ilmin hakemliğine
müracaat edilerek çözülebileceğini ortaya koydu.
31 Aralık 1972'de askerliğini tamamladı. 1973'te Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk-İslam Edebiyatı Kürsü
Başkanlığı'na atandı. "İbrahim-i Müteferrika ve Risale-i İslamiye"
isimli takdim tezi ve diğer çalışmaları ile 20 Ekim 1983'te
profesörlük unvanını aldı. Bu çalışması ile 20. yüzyılın bitiminde
ilan edeceği Tevhid Asrı ve Dinler Tarihi açısından önemli bir
eserle, meşhur bir meçhulü daha, gerçek yönü ve hakiki fikirleriyle
tanıttı.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi :
"Ben profesörlük çalışması olarak şu bizim meşhur matbaacı,
Türkiye'ye matbaayı getiren İbrahim-i Müteferrika'nın "Risale-i
İslamiye " diye bir eseri olduğunu görmüştüm. Deniliyordu ki,
Risale-i İslamiye Müslümanlığı anlatan bir kitaptır. Böyle
geçiştiriliyor. Ben de dini edebiyat kürsüsü başkanı olduğum için,
bakalım bu " Risale-i İslamiye" nedir diye inceledim. Ve sonunda
onu bir kitap halinde de neşrettim.
İbrahim-i Müteferrika bir Romanyalı papaz. O bize Türkiye'ye
matbaayı getiren şahıs, Romanya'da "Kolojvar" şehrinde yaşamış bir
papaz kendisi ve çok yüksek, güzel bir tahsil görmüş. Yunanca'yı,
Latince'yi öğrenmiş. Eski metinleri ve kilisenin kitaplığındaki
diyor ki; "Üstad-ı bimürüvvetlerin okunmasını yasak ettiği kitapları
okudum" diyor. Üstad ama Müslüman olmadığı için, hakikati sakladığı
için, "üstad-ı bimürüvvet" diyor yani, mürüvvetsiz üstatlarımın
okumayayım diye sakladığı kitapları okudum diyor. Ve oradan
Hıristiyan literatürünün Peygamber Efendimizi müjdeleyen malzemesine
aşina olduğunu ve onun için Müslüman olduğunu söylüyor ve bu
"Risale-i İslamiye" isimli kitap İslami anlatan bir kitap değil,
saklanıyor bu mesele.. Yani halk bilmesin diye bazı gerçekleri
saklıyorlar araştırıcılar. Kim yapmış bu şahsın üzerinde
araştırmayı.. Bir Katolik papaz yapmış.
"İbrahim Müteferrika üzerindeki en bilimsel araştırma, Katolik
papaz falancanın yaptığı çalışmadır" deniliyor. Katolik papaz,
Müslüman olan bir papazın Müslümanlığa yarayan malzemesini bize
tanıtmak ister mi, tanıtmıyor. “İslam'ı anlatan bir eser” Hayır,
İslam'ı anlatan bir eser değil; bir papaz olan İbrahim
Müteferrika'nın Müslüman olmasına sebep olan, İncil ayetlerini bahis
konusu eden bir kitap. O konuya kimse yanaşmasın, o konuyu bilmesin
diye papaz saklıyor gerçeği.
İbrahim-i Müteferrika kendi hayatını anlatıyor, yani hangi
ayetleri görüp de, Latince'sini de veriyor orada, hangi ayetleri
görüp de Müslüman olduğunu anlatıyor. Ömrü boyunca da hakikaten
çok faydalı hizmetler yapmıştır, şayan -ı şükran hizmetler
yapmıştır. Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun. Samimi Müslüman
olduğu ve hakikaten İslam'a hizmet ettiği kanaatine vardım ben
incelemelerimden. Ama eseri bir papazın, İncil metinlerini okuyup da
hangi ayetlerden dolayı Müslüman olduğunu anlatan bir eserdir. O da
faydalı olur diye ben de onu neşrettim başka papazlar da görsünler
diye.."
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi,
İlahiyat Fakültesi'nde Osmanlıca ve Paleografi, Türk Dili ve
Edebiyatı, Kompozisyon derslerinin yanı sıra, Farsça ve Arapça
dersleri verdi. Türk-İslam Edebiyatı Kürsü Başkakanlığı'nın
yanında, Pedagoji dersleri ve Türk-İslam Mimarisi ve Sanatları
Bölüm Başkanlığı da uhdesine verildi. İskenderpaşa'daki Hadis
sohbetlerine de, 1977'de başlamıştı. Mehmed Zahid Efendi kürsüye
oturtarak, -Bu bizim Es’ad damat olur, İlahiyat'ta hocadır. Bundan
böyle dersleri kendisi yapacak- demişti. Bu damatlığının ilk
yıllarından itibaren özelde tebliğ edilen bir görevin, genele de
ilanıydı.
13 Kasım 1980'de Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin vefatıyla,
cemaatin irşad ve eğitim hizmetlerini üstlendi.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi
: " Bir garip kul işte..Hocamızın
-Benden sonra bu vazifeyi sen yap evladım- dediği bir hizmetçi
bendeniz.. Hakkını ödememiz mümkün değil, bizi kendisine damat
olarak seçmiş. Evliliğimin ilk yıllarından itibaren bana -Benden
sonra Evladım bu vazifeyi sen yaparsın- derdi.
Ankara'daki asistanlık imtihanlarına giderken cebime
harçlığımı koyan Hocamız'dır. Ankara Özelif'teki binamızın,
dairemizin ortaklığının hissesini veren odur. Bin lira alın bakalım
yazın diye…
Profesör ol da öyle demiştir, ben buraya gelmek istedikçe..
Hocamız 1980'de vefat ettikten sonra, profesör oldum, 1982'de.
Ondan sonra geldim. Vefatından iki sene kadar önce olabilir.
İskenderpaşa'daki kapıya yakın köşe odada bir gün yatıyordu, güneşli
bir gün. Daha önce bize böyle,- Evladım benden sonra bu vazifeyi sen
yapacaksın- deyince ben utanırdım, cevap veremezdim, kaçardım biraz
da...
O gün valide hanım yoktu. Yatmış uzanmıştı. Hasta değil ama
öğle dinlenmesi gibi öğle üzeri, uzanmıştı. Biz de, -Bir emriniz
var mı diye- odanın kapısı açık durunca, şöyle bize baktı. —Evladım
benden sonra bu vazifeyi sen yapacaksın, sen yaparsın- dedi. Ben de
tabi oradan tam bu sözü söyleyince fırt diye kaçmak olmaz, kapı
dışarı kaçamadım yani, kapı açık ama, biraz kızardım, bozardım,
dedim - Baba! Bu bizim ka'bımız, takatimiz, hakkımız, haddimiz olan
bir şey değil. Nasıl yapalım bu vazifeyi, takatimizi değildir –
filan deyince, - O zaman yardım ederler size- buyurdu. Hakikaten de
öyle oldu. Bizim bu görevin altına hizmetçiliğine, başlamamızdan
itibaren çok büyük gelişmeler oldu.
Fakültedeki pozisyonum çok iyiydi doğrusu. Birçok kürsü bana
bağlanmıştı. Emrimde imkânlar vardı, elimin altımda. İyiydi
durumum. Fakültede talebeler ile diyalogumuz çok tatlıydı.
Talebeler bizim dersimizi ve kürsümüzü severler idi.
İlgilenirlerdi, ilgi duyarlardı. Daha güzel hizmet yapmak ve biraz
da hür olmak için... Çünkü memurluk bir bakıma bağımlılık demek
oluyor ve insan memurluk yaptığı beldeden dışarıya çıkarken izin
almak zorunda kalıyor. Böylece 1987 yılında, 27 yıllık üniversite
hizmetinden sonra, emekliye kendi isteğimle daha yıllarca hizmet
imkânım varken ayrılmış oldum. Tabi, dışarıdaki hizmetleri daha iyi
yapmak düşüncesiyle emekliliğimi istedim. Ve gerçekten de öyle oldu.
Dışarıda çok yoğun hizmetler meydana geldi. "
Prof. Dr. Mahmud Es’ad
Coşan Hocaefendi ilmi esas alan, dini kurallara sıkı sıkıya
bağlı, aksiyoner, dışa açık, toplum hizmetlerine önem veren,
aşırılıklardan uzak, makul ve mutedil, adet, şekil ve merasimden
çok ruh ve muhtevayı öne çıkaran, dünya ve ahiret dengesini gözeten,
muhabbet yolunu benimseyen, çağın ilmi, fikri, kültürel ve
teknolojik şartlarını en iyi şekilde değerlendirmede örnek
gösterilebilecek, vizyon ve misyon sahibi bir önderdi. Tarihi
mirası çok iyi bilen ve ona sonsuz saygı besleyen bir şahsiyet
olmakla birlikte, geçmişe takılmayan, çağı kucaklamasını bilen,
gözünü çağın ilerisine diken bir vizyona sahipti. Geçmişi hali ve
geleceği birlikte yaşamayı ve yaşatmayı prensip edinmişti.
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi, Mehmed Zahid
Efendi'den devraldığı geleneksel mekânlardaki irşat ve tebliğ
faaliyetlerini, çağdaş iletişim araçlarının her çeşidiyle sürdürdü.
Kaliteye seviye getirecek çalışmalara rehberlik yaptı. Türk fikir ve
kültür hayatında bir çığır açtı. Yayınevi kurdu. Her birisi
muhtevası ve görselliği ile örnek olan dergiler çıkardı. Tirajı yüz
binlere ulaşarak ilklere imza atan "İslam"ı, "Kadın ve
Aile", "İlim ve Sanat", "Gülçocuk", "Panzehir " dergileri
takip etti.
Radyoculuğa yeni bir anlayış getiren ilk özel radyolardan,
uydu ve internetle dünyanın her tarafından dinlenen, Türkiye'nin en
geniş erişim ağına sahip özel radyosu "AKRA FM" O’nun eseridir.
Günlük "Sağduyu" gazetesi ve "AK TV" de bu düşüncelerle
faaliyete geçirilmiş kuruluşlardır. İnternet yayıncılığının önemini
de yıllar önce vurgulamış, siteler kurulmasını tavsiye etmişti.
Hocaefendi, sivil toplum örgütlerinin kurulmasına öncülük yaptı.
İnsanı, hayatı ve toplumu bir bütün kabul etti. Bunun için eğitim,
sağlık, ticaret, sosyal, kültür, sanat, çevre ve diğer alanlarda
vakıflar, dernekler ve ticari kuruluşlarla insanımıza hizmet etti.
Kendileri tarafından kurumsallaştırılan aile eğitim programları bu
anlayışın yansımalarından birisidir.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi
:
"Çeşitli vakıflarımız var, çeşitli derneklerimiz var.
Dergilerimiz dışında kitap yayınlarımız var. Eğitim faaliyetlerimiz
var, kolejlerimizde eğitim veriyoruz. Ayrıca sağlık hizmetleri gören
hastane ve kliniklerimiz var. Ve daha başka sosyal hizmetleri
götürmek amacıyla kurmuş olduğumuz çeşitli şirketler var. Bu
şirketlerin hepsi hizmet amaçlıdır. İnsanımıza, camiamıza çeşitli
yönlerden hizmet etmeyi sağlamak istiyoruz. Böylece, şirketlerle,
vakıflarla, derneklerle...
Çevre ve kültür derneklerimiz enteresandır. Türkiye'de ilk
defa Çevre Bakanlığı'nın kurulmasından önce bizim çevre-kültür
derneklerimiz kurulmuştur. Biz, çevremizi ve kültürümüzü
istediğimiz şekilde düzenlemek istiyorduk. Onun için bu dernekleri
kuruyoruz. Kadın ve aile derneklerimiz vardır. Hanımların organize
olması, sosyal hayata katılması, kültürel hayatta emeklerinin
karşılığının görülmesi maksadıyla.. Bunlar çok güzel faaliyetler
yapmışlardır. "
Toplumumuzun sosyal, ruhi, zihni sağlığının
muhafazası yönünde mesai sarfeden hikmet sahibi bir alim, güzel
ahlak rehberi ve sivil toplum önderi olarak vatanlarından binlerce
kilometre uzaklarda yeni bir hayat kuran vatandaşlarımızdan da
ilgisini esirgemedi. Onların yalnızca dini bağlılıklarını değil,
vatani ilgilerini, dil ve kültür alakalarını da kuvvetlendirdi.
Anadolu'yu ve Balkanları vatanlaştıran "Horasan Erenleri"
geleneğini 21. yüzyıla taşıdı. Onun için önemli olan Sydney'de
Ankara, Stockolm'de İstanbul, Washington'da Konya, Londra'da Bursa
ikliminin hissedilmesiydi.
Bunun için sevenlerini dünyanın her tarafına yönlendirdi.
Oralarda kültür merkezleri, camiler, dernekler kurdurdu. Arkadan
gelenlerin uğrayabileceği, soluklanabileceği, gurbette sılayı
yaşayabileceği ortamlar oluşturttu. Bir çağdaş Evliya Çelebi idi.
Ülkesinin sınırlarını keşiften çekinenlerin elinden tutup dünyayı
gezdirdi. Sevenlerine İstanbul ile Ankara arasında yolculukla,
İstanbul ile Sydney, Pekin, Tokyo, Washington, Londra, Paris, Mekke,
Medine'ye seyahat arasında bir fark olmadığını öğretti. Dünya
ülkeleri ve milletleri ile ticaret, kültür, sanat, evlilik, sosyal
ve halklar arası ilişkilerle dostlukların geliştirilmesini tavsiye
etti. Uluslararası ilişkileri yakından takip etti.
Dünya güç dengesinde maziden istikbale uzanan çizgide,
Türkiye'nin belirleyici olabilmesi için çalıştı. İslam
coğrafyasının ve Müslümanların meseleleriyle yakından ilgilendi.
Sadece ülke insanını ve Müslümanları değil, dünya insanlığını
kucaklamayı hedefledi. Tevhid-i güzelliklerin tüm insanlığa ulaşması
için, 21. yüzyılı Tevhid Asrı ilan edişi, bu düşüncenin ifadesidir.
Hocaefendi, İslam'ın temel ve sahih kaynaklardan öğrenilmesine ve
yaşanmasına büyük önem verdi. Temsilcisi olduğu geleneğin devamı
olarak, hadis sohbetleri ile birlikte " Tabakatus Sufiye",
"Cuma" , "Hazreti Ali'den Vecizeler" , "Kuran-ı Kerim Meali ve
Tefsiri" sohbetleri yaptı.
Kuran-ı Kerim ve sünnetin uygulamalı eğitimi olan tasavvufun,
insanın Allah'a en güzel şekilde kulluk sanatı ve güzel ahlak okulu
olduğunu yaşayarak gösterdi. Fikirleri, faaliyetleri ve tavsiyeleri
ile tasavvufi düşünceyi ihya etti. Ona yeni bir çehre ve etkinlik
kazandırdı.
Ahmet Yesevi'lerin, Yunus Emre'lerin, Mevlana'ların, Hacı
Bektaş'ların, Hacı Bayramı Veli'lerin, Aziz Mahmud Hüdai'lerin güzel
ahlak, dostluk, birlik ve beraberlik mesajlarını günümüz dünya
coğrafyasına taşıdı. Onların kendi çağlarında üstlendiği
birleştiricilik ve yol göstericiliği Hocaefendi bu yüzyılda devam
ettirdi. Tasavvufi düşüncenin temel kaynaklarına ana dilleriyle
vakıf olan Hocaefendi, " camiu'l-turuk
" bir şahsiyetti.
Temsilcisi olduğu gelenek içerisinde, kendi ismiyle anılacak
bir çığır açtı. Fikir ve faaliyetlerini inceleyen yerli ve yabancı
uzmanlar, onun İmam Gazali ve Müceddid-i Elfi Sani, İmam-ı Rabbani
gibi kendi döneminin ihya ve tecdid önderi olduğunu ifade ediyor.
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi,
aydınlık yüzü, sevimli siması, yumuşak sözü ve şehirli
tavırlarıyla bir mürşid ve mürebbi resmiydi. Konuşması tatlı,
yumuşak, kuşatıcı, akılda kalıcı, herkesin anlayabileceği
sadelikteydi. Anlattığı bir konuyu dini, edebi, kültürel, siyasi,
içtimai, iktisadi yönleriyle ortaya koyardı.
Konuşmalarındaki teşbihlere, buluşlara, nüktelere hayran
kalınırdı."Cevamiu’l-kelim" idi. Uzun ve anlaşılması zor konuları
derin manalar içeren özlü sözlerle ifade ederdi. Konuşmalarında ve
yazılarında meseleleri olumlu yönleriyle ortaya koyardı. Zihni
bulandırmadan, kötülüğün reklâmını yapmadan, zaman kaybına sebebiyet
vermeden, başkalarının belirlediği gündem tuzağına düşmeden İslam'ın
bakış açısını ortaya koyardı.
Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şeriflerdeki eğitim ve öğretim
tavsiyelerine titizlikle riayet ederdi. Yazılarının üslubu; açık,
seçik, muhtevası derinlikli, zengin ve ufuk açıcıydı.
Bir dil mütehassısı olan Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan
Hocaefendi, Osmanlıca'nın yanında, Arapça, Farsça, İngilizce ve
Almanca biliyordu.
Eski metinlere, kültür ve medeniyetimizin temel kaynaklarına
vukufiyetleri çok yüksek, sahasında seçkin bir ilim adamıydı.
Dini Türk Edebiyatı'nda tefsir, hadis, tasavvuf gibi temel
İslami ilimlerde Arap ve Fars Edebiyatı'nda ihtisası da, erbabı
tarafından zü'l-cenaheynliğine
yani çok yönlülüğüne misal olarak gösterilirdi. Konuşma ve
yazılarında dilimizin, kültürümüzün ve inancımızın zenginliklerini
en güzel şekilde yansıtırdı. Güler yüzlü, tatlı dilli ve vefakârdı.
Müşfik, nüktedan, müjdeleyici, sevdirici, kolaylaştırıcı,
ümitlendirici, müsamahakâr ve teşvik ediciydi. Üstatlarını her zaman
hürmetle, muhabbetle, hayır dualarla yâd eder, her vesileyle
hatıralarını yaşatacak çalışmalar yapardı. Mütevaziydi, gençlere
önem verir ve güvenirdi. Yerine göre hoca, baba, ağabey, arkadaş,
dost gibi davranır, bütün meseleleriyle yakından ilgilenirdi.
Kararlı ve cesur bir insandı. Adaleti hayatının temel düsturu haline
getirmişti. Haksızlığa, zulme müsamaha göstermezdi. Dini ve milli
menfaatleri her meselenin üstünde görürdü. Zarafet ve nezaket
timsaliydi. Sözü en güzel şekilde söylemenin canlı numunesi, gönül
yapmanın nev-i şahsına münhasır bir üstadıydı. Çok iyi bildiği bir
konudan bahsedilirken bile ilk defa işitiyormuş gibi ilgiyle
dinlerdi. Konuşanı sorularla, iltifatlarla rahatlatırdı. İstişareye
büyük önem verirdi. Huzurunda bulunanlara söz hakkı tanır, fikir
beyanına teşvik ederdi. Münakaşayı sevmez, gıybete, dedikoduya,
suizanna müsamaha etmezdi. Her haliyle bir güzel ahlak numunesiydi.
Hayatı boyunca hayrı öğütledi, hayır üzere yaşadı, hayır yolunda
emaneti teslim etti.
Vefat ettiği gün, Avustralya'daki bir takvim yaprağında şu ayet
meali yer alıyordu:
"Allah'ın izni olmadan hiçbir kimseye ölüm yoktur.
Ölüm vadeye yazılmış bir yazıdır. Kim dünya nimetini isterse
kendisine ondan veririz. Kim de ibadet ve itaatiyle ahireti ve
sevabını isterse kendisine de ondan veririz. Şükrü yerine
getirenleri mükâfatlandıracağız.” (Al-i İmran 145)
Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi:
(la ayşe illa ayşül-ahireh )
Hiçbir güzel yaşam yok ancak ahiretin güzel yaşamı var. (La hayra
illa hayrül-ahireh) Hiçbir hayır yoktur ancak ahiretin hayrı
vardır. Ömürler rüzgâr gibi geçiyor. Bir göz yumup açınca
geçiveriyor. Evet, bunu hiç unutmayalım. Ahiretin hayrını kazanmak
için ne yapmamız gerekiyorsa onları yapalım! Ne yapacağız? “Kısaca
söyle hocam hatırımda kalsın, ben uzun sözleri hatırımda
tutamıyorum” derseniz, ibadetleri yapacaksınız bir, günahlardan
kaçacaksınız iki, ahlakınızı güzelleştireceksiniz üç.. Kolay…
İbadetleri yapmak, günahlardan kaçmak, ahlakı güzelleştirmek..
Bizim yolumuzun esasları bunlar.. Üç ana esas herkesin hatırında
kalır.
Allah-u Teala Hazretleri bizi, İslam tarihini tam okuyup tam
anlayıp, sahabe-i kiramın hepsini sevip, özellikle Hazreti Ali
Efendimizi, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin Efendilerimizi de
sevip, onların şefaatine ermeyi nasip eylesin. Cennetiyle,
cemaliyle bizleri müşerref eyleyip, onlarla cennette buluştursun.
Fatıma Anamız, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin Efendilerimiz,
bunlar cennet gençlerinin efendileri seyyidleri.. Fatıma Anamız da
cennet hatunlarının efendisi, Hazreti Ali Efendimizle, diğer Hulefa-i
Raşidin ile Aşere-i Mübeşşere ile cennetlik mübarek evliyaullah ile
ya Rabbi bizi cennette buluştur. Ebubekr,i Sıddik, Ömerü-l Faruk,
Osman-ı Zinnureyn, Aliyy-i Murtaza ve diğer mübarek büyüklerimizle
cennette bizleri buluştur ya Rabbi! Bilütfike ve keremike ve
bihürmeti ismikel - a'zam ve bi hürmeti nebiyyikel- ekrem ve inneke
mucibud - deavat ve kadıl- hacat ve ekremül -ekremin ve erhamür-rahimin
El- Fatiha!
Bir Nakşibendi alem seyyid ömür sürerken,
Eyvah ecel erişti ayrıldı ruh bedenden,
Alim idi Kerîm hem râm oldu ırcıîye,
Ağlaştı cümle ihvan matem giyindi her şen,
Almıştı Şeyhi Zahit Kotku Efendiden feyz,
Ol Mürşid-i Kemal hem ol ruh-i pak-ı rûşen,
Cevamiu’l-kelim-u saib kıran-ı devran,
Evrad idi Sinânı ezkarı idi cevşen,
Tarihde bir gider firdevs içre böyle bülbül,
Olur
Makam-ı Mahmud Es’ad Coşan’a gülşen.
 |
|
|