Sarsılmaz bir iman ve dava adamı, erdem kahramanı, yüksek ahlak
sahibi, mütevazı ve ilkeli, entelektüel kapasitesi son derece
yüksek, yaşadığı dünyanın farkında bir mütefekkir…
O, İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy...
“Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek,
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”
Mehmet Akif Ersoy; fikirlerinden şiirlerine kadar, bütün hayatıyla,
milletimiz ve şahsımız adına onur duyacağımız bir fikir adamı, bütün
yeteneklerini milleti için harcamış bir kahraman…
O, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde ders vermiş bir
darülfünun hocası, İslamî ilimlere son derece vukûfiyeti olan bir
İslam âlimi, Sırat-ı Müstakim dergisini çıkararak yazılarıyla halkı
aydınlatan bir mütefekkir, Millî Mücadele yıllarındaki vaazlarıyla,
birlik ve beraberlik ruhunu halkın gönlünde yerleştirmiş bir
kahraman ve şiirleriyle de bu milletin gönlüne taht kurmuş bir
ediptir.
“Serilmiş, secdemin inler durur yerlerde miracı
Semalardan gelir ummanların tehlili emvacı
Karanlıklar, ışıklar, gölgeler sussun ki Allah’ım
Bütün dünyayı inletsin, benim secdem, benim ahım.”
Türk târihinin en önde gelen destan şâirlerinden biri olan İstiklal
Marşımızın şairi, çağdaş neslin milli mimarı Mehmet Akif Ersoy,
doğumunun 133. yılında 20 Aralık 2006 tarihinde AKRA FM’de özel
yayın akışıyla anıldı.
MEHMED AKİF ERSOY ANMA GÜNÜ SES DOSYALARI
•
Konferanslar, Mehmed Akif Ersoy Özel
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (Rh.A.)
Hocaefendi’nin 02 Şubat 1992 tarihinde Bursa’nın Gemlik İlçesi’nde
verdikleri “Tasavvuf ve Edebiyat” konulu konferansı…
• Mehmed Akif Ersoy Özel Söyleşi
Ömer Faruk Tuna’nın ev sahipliğinde Marmara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Edebiyatı Bölümü Öğretim
üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Uzun’un konuk olduğu programda, “Mehmet
Akif Ersoy’un Hayatı, Fikirleri ve Milli Mücadele Ruhu”
dinleyicilerle paylaşıldı.
•
Mehmed Akif Ersoy AKRA FM Özel Belgeseli
Hasip
Sönmez’in hazırlayıp Erol Eren’in seslendirdiği belgeselde, bir iman ve
dava adamı Mehmed Akif Ersoy ve hayatı, şiirleri, eserleri anlatılıp,
şairin anne ve babası hakkında kaleme aldığı şiirlere yer verildi.
• Şen Haneler Programı, Mehmed Akif Ersoy Özel
Selma Gözükara’nın hazırlayıp sunduğu programa şair
Yavuz Bülent Bakiler telefonla katılarak M. Akif Ersoy’un şiirleri ve
entelektüel kişiliğiyle ilgili düşüncelerini dinleyicilerle paylaştı.
• İrfan Saati Programı, Mehmed Akif Ersoy Özel
Ayşe ve Esra Engin’in hazırlayıp Büşra Ünsal’ın sunduğu
programda, Mehmed Akif Ersoy’un şiir anlayışı ve şiirlerinden seçmelerin
yanı sıra şairin yayınlanmış eserleri, mütefekkir kişiliği dinliyecilere
anlatıldı.
• Tarihten İzler Mehmed Akif Ersoy Özel
Nesrin Özlek’in hazırlayıp Hakan Bacaksız’ın sunduğu
programda, milli şairimiz Mehmed Akif Ersoy’ın hayatı, eserleri ve
bıraktığı izler özet şekilde anlatıldı.
v v v
MEHMED AKİF ERSOY’UN HAYATI
Mehmet
Akif Ersoy, 20 Aralık 1873 tarihinde İstanbul'da doğdu. Annesi Emine
Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. Ilk tahsiline Emir Buhâri
Mahalle Mektebinde başladı. Ilk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye
Mektebine devam etti. Babasının vefâtı ve evlerinin yanması üzerine
mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebine girdi ve birincilikle mezun
oldu. Tahsil hayâtı boyunca yabanci dil derslerine ilgi duydu. Fransızca
ve Farsça ögrendi. Babasından Arapça dersleri aldı.
Zirâat nezâretinde baytar olarak görev aldi Mehmet Akif.. Üç dört sene
Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da bulasici hayvan hastaliklari tedâvisi
için bir hayli dolasti. Bu müddet zarfinda halkla temasta bulundu.
Âkif'in memuriyet hayati 1893 yilinda baslar ve 1913 târihine kadar
devam eder. Memuriyetinin yaninda Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn'da
edebiyat dersleri veriyordu. 1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedâri M.
Emin Beyin kizi ismet Hanimla evlendi.
Âkif okulda ögrendikleriyle yetinmeyerek, disarda kendi kendini
yetistirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genisletmeye çalisti.
Memuriyet hayatina basladiktan sonra ögretmenlik yaparak ve siir yazarak
edebiyat sâhasindaki çalismalarina devam etti. Fakat onun nesriyat
âlemine girisi daha fazla 1908'de Ikinci Mesrutiyetin îlâniyla baslar.
Bu târihten itibaren siirlerini Sirât-i Müstakîm'de nesretmeye basladi.
Âkif, yazi ve siirlerini hiçbir zaman geçim kaynagi olarak görmedi. Buna
ragmen onu memlekete tanitan, halka sevdiren asil vasfi sâirligidir.
Birinci Dünya Savaşı sirasinda Berlin ve Arabistan gitti. Çanakkale
harbi, onun Berlin seyahati sirasinda meydana gelmis, sâir o günlerin
istirap ve heyecanini orada yasamistir. Sâir, bu iki seyâhatiyle ilgili
Berlin Hatiralari ve Necid Çöllerinden Medîne'ye adli eserlerini
yazmistir. Harbin son senesinde, çok sevdigi dostu Ismail Hakki Izmirli
ile Lübnan'a gitti.
Cihan Harbi 1918'de imzâlanan Mondros Mütârekesi ile sonuçlandıktan
sonra, galip devletler Türk vatanini parçalamak ve paylasmak için dört
taraftan saldirmaya baslamislardi. Harpten son derece bitkin bir halde
çikan Türk milleti, vatanini müdâfaa için silâha sarildi. Âkif, vatan
müdâfaasinin önemini anlatmak için hutbelerle halki, istiklâlini
muhâfaza etmek için savasmaya çağirdi. Anadolu'da millî mücâdele rûhunun
yayilmasi üzerine, Anadolu'ya iltihâka karar verdi.
Istanbul'dan deniz yoluyla Inebolu'ya çikti. Oradan Ankara'ya hareket
etti. Konya isyani üzerine Konya'ya gidip, ayaklanmanin bastirilmasinda
önemli rol oynadi. Sonra tekrar Ankara'ya döndü. Ankara'dan
Kastamonu'ya giderek Nasrullah Câmiinde verdigi vaazlar nesredildi ve
memleketin her tarafina dagitildi. Sonra Ankara'ya döndü.
1920 târihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine
seçildi. 17 Subat 1921 günü Istiklâl Marsi'ni yazdi.
Meclis 12
Martta bu marsi kabul etti. Zaferden sonra Istanbul'a geldi.
Abbâs
Halîm Pasanin dâveti üzerine, 1923'te Misir'a gitti. O kisi Misir'da
geçirip, baharda döndü. Artik her yil kisi Misir'da, yazi Istanbul'da
geçiriyordu. Halîm Pasa geçimini karsilamayi taahhüt etti. Ertesi yaz
Istanbul'a dönünce Diyanet Isleri Riyâseti tarafindan Kur'ân-i kerîmi
tercüme etme görevi verildi. Âkif yillarca çalisti. Sonunda bu konudaki
ilmî yetersizliğini anlayarak vazgeçti.
1926 yilindan îtibâren Misir Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi.
Derslerden döndükce Kur'ân-i kerîm tercümesiyle de mesgul oluyordu,
fakat bu sirada siroza tutuldu. Önceleri hastaliginin önemini
anlayamadi ve hava değisimiyle geçecegini zannetti. Lübnan'a gitti.
Agustos 1936'da Antakya'ya geldi. Misir'a hasta olarak döndü.
Hastalik onu harâb etmis, bir deri bir kemik birakmisti. Istanbul'a
geldi. Hastanede yatti, tedâvi gördü. Fakat hastaligin önüne geçilemedi.
27 Aralik 1936 târihinde vefat etti. Naaşı Edirnekapi Mezarligina
defnedildi.
Mehmed Âkif'in Sirât-i Müstakîm ve onun devâmi olan Sebîl-ür-Resâd
mecmuasinda çikan yüz kadar muhtelif makalesi, elli kadar tercümesi ve
siirleri vardir. Fakat Âkif günümüzün hatta Türk târihinin en önde gelen
destan sâirlerinden biridir. Siirleri edebiyat târihimizde büyük önem
tasir.
Siirlerinde bâzan düsünce, bâzan duygu ön plandadir. Aruzu en güzel
sekilde kullanan sâirlerdendir. Siirlerinde bir taraftan hürriyet,
dogruluk, samimiyet, vatanseverlik, adâlet, istiklâl gibi ahlâkî
kiymetleri telkin ederken, diger taraftan cemiyetlerin çökme sebebi olan
riyakârlik, münâfiklik, korkaklik, dalkavukluk, tembellik, zulüm gibi
fenaliklara siddetle hücûm eder.
Mehmed Âkif yasadigi devri bütün genislik ve derinligi ile siirlerinde
yansitmaya çalismis bir Türk sâiridir. Yirminci yüzyilin ilk çeyreginde
Türk milletinin içinde bulundugu acilari, sevinçleri, ümidleri ve hayal
kirikliklarini manzum bir târih, bir roman, bir hikâye, bir destan
havasi içinde anlatmaya çalismistir.
|