Mi’rac Kandili, Recep ayının 27. gecesidir. Bu yıl 10 Ağustos Cumayı, 11 Ağustos Cumartesiyi bağlayan gece, tüm İslam âlemi tek yürek olup Rabbine ibadet edecek, mağfiret dileyecek, özellikle zulüm altındaki Müslüman kardeşleri için el açıp yardım isteyecek, gözyaşı dökecek. İsrâ ve Mi’rac, Peygamber Efendimiz’in (SAS) Mescid-i Haram’dan başlayıp Mescid-i Aksâ’ya, oradan da Sidretü’l-Müntehâ’ya ve huzûr-i Rabbi’l-âlemîne kadar devam eden binbir hikmet ve sırlarla dolu olan yolculuğudur.
Mi’rac, “hüzün senesi” olarak isimlendirilen devrede, yani Resûlüllah Efendimiz’in en büyük hâmisi, amcaları Ebû Tâlib ile maddeten ve mânen her zaman yanlarında bulunan zevce-i tâhireleri Hadîcetü’l-Kübrâ vâlidemizin vefatlarıyla sıkılan, âdeta hüzne gark olan Peygamberimiz'in (s.a.v.) huzûr-i İlâhîde tesliye edilmesidir... Üç yıl devam eden Mekkeli müşriklerin ablukası ve on yıla yakın zamandır süregelen sıkıntıların sonunda Resûlüllah Efendimiz’in rahatlaması, bunlara gösterilen sabrın mükâfatlandırılmasıdır.
İsra ve Mi’rac mucizesi, hicretten bir yıl önce, 621 yılı başlarında gerçekleşmiştir. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an-ı Kerim’in andığı bu asama, gece yürüyüşü anlamında İsra adını alır.
İkinci aşamayı ise Serveri Ser Efendimizin Beytü'l-Makdis'ten Rabbinin huzuruna yükselişi oluşturur. Mi’rac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an-ı Kerim’de anılmaz, ancak çok sayıdaki hadis-i serifte ayrıntılı biçimde anlatılır.
Peygamber Efendimiz, Burak ile Beytü'l Makdis'e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını temaşa etti, Sidre-i Müntehâ'ya geçti, Allah’ın melekût âleminden birçok şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.